Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan asgari ücrete tek zam mesajı – Son Dakika Türkiye Haberleri

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dubai kentinde düzenlenen Dünya İklim Eylemi Zirvesi’ne katılmak suretiyle gittiği Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki temaslarını tamamlayarak yurda döndü.

Dönüş yolunda uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunmuş oldu.

Erdoğan’ın açıklamalarını NTV adına geziyi takip eden Buse Yıldırım aktardı.

İSRAİL’İN GAZZE SALDIRILARI: KALICI ATEŞKES ÇABAMIZ SÜRECEK

İsrail’le Hamas içinde geçici ateşkes sağlandı. Sadece ateşkesin sona ermesiyle beraber maalesef İsrail saldırıları tekrardan başladı. Bölgede kalıcı ateşkesin sağlanması umudu var mıdır? Siz Netanyahu için “Gazze Kasabı” demiştiniz. Buna tepki geldi mi? Filistin sorununa kalıcı çözüm için “İki devletli çözümden geçiyor” demiştiniz. Başkenti Doğu Kudüs olan Filistin Devleti’nin kurulması için bir çabanız olacak mı, bir fiil planınız var mı?

Şu ana kadar Gazze’deki İsrail saldırılarının sona ermesi ve kalıcı ateşkesin sağlanması için iyi mi her mahfilde çabamızı gösterdiysek, bundan sonrasında da gene aynı istikamette bu gayretleri göstermeye devam edeceğiz. Biz baştan itibaren çatışmalara insani aradan ziyade ateşkesin kalıcı olarak ilanından yana olduğumuzu hep vurguladık. İsrail’in hukuk tanımaz yaklaşımı neticesinde gelinen durum, endişelerimizde haklı olduğumuzu bir kez daha gösterdi. Burada bir sulh fırsatı yakalanmıştı ve bu fırsatı maalesef İsrail’in bu uzlaşmaz yaklaşımıyla şimdilik kaybettik. Sadece “bundan sonrası da bu şekilde olacak, sulh fırsatları heba edilecek” yaklaşımı içinde değiliz, umudumuzu yitirmeyelim. İnşallah yine beklediğimiz kalıcı sulh fırsatını yakalarız. Barışın peşini bırakmayacağız. Bu tabloda dahi “durmak yok, yola devam” diyoruz. “Ateşkesle ilgili hangi adımları atar ve nereleri zorlarsak, kalıcı sulh fırsatını tekrardan yakalarız?” bunun arayışı içerisindeyiz. Devlet ve hükümet başkanlarıyla irtibatlarımızı devam ettiriyoruz. Nitekim bugün yaptığımız görüşmelerde de muhataplarımıza bu düşüncemizi ifade ettik. Onlarla beraber bu gayreti devam ettirerek inşallah bir netice alalım istiyoruz. İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesinde Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan’ın da içinde olduğu Dışişleri Bakanlarından oluşan bir Yedililer Grubu var. Onlar da bu emekleri devam ettiriyorlar. İnşallah bu çalışmalardan da bir netice alırız. İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Riyad Zirvesi’nde alınan karardan sonrasında ilgili temas grubu, İslam İşbirliği Teşkilatı adına çalışmalarına başladı. Burada dikkat edilmesi ihtiyaç duyulan birkaç husus var. Birincisi; İslam ülkeleri Gazze ve Filistin meselesine yoğunlaşırken öteki taraftan da bugüne dek olmadık bir halde bir araya gelip, bizim uzun senelerdir söylediğimiz “bölge halklarının kendi sorununa haiz çıkması” prensibini hayata geçirdiler. Bunun kurumsallaşması bir ihtimal en büyük stratejik kazancımız. Gazze’yle ilgili ortaya konulmuş olan bu grubun faydası, İslam İşbirliği Teşkilatı üyelerini ortak siyaset çevresinde birleştirmesi oldu. Bir taraftan Gazze’deki ateşkesin sağlanması için çalışırken bunun paralelinde iki devletli çözüme yönelik de çalışılmaların sürmesi gerekiyor. Bunu en önce kendi aramızda bir başlangıç noktası olarak kabul ettik, hemen sonra muhataplarımıza aktarmaya başladık. İkinci nokta; Gazze’yi iki devletli çözümün olmadığı bir ortamda tartışmama mevzusunda muhataplarımızı bir noktaya getirdik. Ortak baskımız neticesinde Avrupa ülkelerinin bir kısmının hem bizim konumumuzu anladığını, hem de bizim savunduğumuz tezleri sahiplenmeye başladıklarını gördük. Londra’da, Paris’te, Barselona’da Akdeniz İşbirliği Toplantısı’nda ve son olarak New York’ta, Birleşmiş Milletler’de meydana getirilen kapsamlı görüşmelerde grubun çalışmalarının oldukça ciddi netice vermeye başladığını gördük. Grup geldiği yer itibarıyla artık bir yol haritası hazırlanabileceği görüşünde ve bunun için emek harcamalar var. Emek harcama grubu haftaya da ABD Birleşik Devletleri ile bir araya gelecek.

”HAMAS’IN DIŞLANMASI GERÇEKÇİ BİR SENARYO DEĞİL”

Başta ABD Birleşik Devletleri ve İngiltere olmak suretiyle İsrail’i destekleyen Batılı ülkeler, İsrail’in cenk değerlendirmesinden hareketle iki devletin çözümden ziyade “Hamas tehdidini ne yapacağız?” diye bir suali devamlı hem bizim, hem dünya kamuoyunun önüne getiriyorlar. Ikimiz de diyoruz ki; “Eğer iki devletli çözümü şu anda merkeze alırsak, Gazze ve karşılıklı tehdit mevzuları da aslına bakarsanız ortadan kalkar. Bunu buradan çözmek lazım. Hamas’ın dışlanması, Hamas’ın yok edilmesi gerçekçi bir senaryo değil.” Bundan etkileniyorlar ve İsrail’e yönelik baskı artıyor.

2002 senesinde cenk suçları ve insanlığa karşı işlenen suçları önlemek amacıyla kurulan Lahey Internasyonal Ceza Mahkemesi’ne Filistinlilerin bir başvurusu bulunduğunu biliyoruz. Bu müracaat süreci hangi aşamada? Bilhassa İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun son yaptıklarını da göz önünde bulundurursak bu süreci etkisinde bırakır mi, hızlandırır mı? Netanyahu’yu biz Lahey’de görebilecek miyiz? Rusya Devlet Başkanı Putin’e soruşturma sonucu vermişti Lahey. Peki Netanyahu’yla ilgili iyi mi bir karar almasını öngörüyorsunuz?

”3 BİN AVUKAT ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ’NE BAŞVURDU”

3 bine yakın avukat Lahey’de Internasyonal Ceza Mahkemesi’ne lüzumlu başvuruyu yapmış oldu. İstanbul Milletvekilimiz Cüneyt Yüksel, bu heyetin içerisindeydi. Lahey’deki süreci de takip edecekler. Oradan beklentimiz, Netanyahu başta olmak suretiyle suçüstü yakalanan bu soykırımcıların, bu Gazze kasaplarının ihtiyaç duyulan cezayı almalarıdır. Dileğimiz odur ki, verilecek kararla adaleti bekleyenler, “İşte şimdi oldu” desinler. Hepimiz bu davanın üst seviyede takibini yapacağız. Milletvekilimiz Cüneyt Yüksel Lahey’deki görüşmelerinin başarı göstermiş geçtiğini beyan etti. Beklentimiz verdiğimiz belgeler, bilgilerle birlikte Internasyonal Ceza Mahkemesi’nde inşallah pozitif yönde neticeler alma istikametinde. Peşini bırakmayacağız, takip edeni olacağız.

”SOYKIRIMDA PARMAĞI OLAN CEZA ALMALI”

Biz bu soykırımda parmağı olan tüm İsrail yöneticilerinin yargılanıp ceza almasını istiyoruz. Bunun için dünyaya vazife düşüyor. Hem rahmetli Aliya’nın söylediği şeklinde “Unutulan soykırım tekrarlanır.” Biz bu soykırımı unutmayacak ve unutturmayacağız. Er ya da geç, ne olursa olsun İsrail bunun hesabını verecek. Buna sessiz kalmanın utancını, dilini zalime uzatmaya çekinenler muhakkak yaşayacak. “Bizim hiç kimseye borcumuz yok” derken bunu söylüyorum. Bugün başta İspanya şeklinde bazı yürekli ülkeler hariç Batılı ülkeler, Filistin’e borçlanıyorlar. Zulme karşı çıkma sorumluluklarını yerine getirmiyorlar. Biz tarihin hiçbir döneminde zalim de olmadık, zulme rıza da göstermedik. Bu yüzden alnımız aktır. Sadece bugün sessiz kalanların yüzleri kararmaktadır. Netanyahu yönetiminin Gazze’de gerçekleştirdiği kırım tarihe bir kara kir olarak geçti. Bu kir, bir tek Netanyahu yönetiminin değil, ona şartsız ve koşulsuz destek veren ülkelerin alnına da yapıştı. Bu devletlerin ve internasyonal kuruluşların kayıtsızlığını dünya asla unutmayacak. Seneler ve nesiller süresince bu sessizliklerinin bedelini ödeyecekler. Internasyonal Ceza Mahkemesi’nin bu soykırıma ceza vermesi için elimizden geleni yapacağız. Sadece küresel sistemin çarpıklığı sebebiyle bir yerde bunun önüne geçmeye çalışanlar olacaktır. Ne yaparlarsa yapsınlar vicdan mahkemelerinden aldıkları cezadan kurtulamayacaklar. Soykırım mağduru diye senelerce ortalıkta dolaşan İsrailli yöneticiler, artık atalarının katillerine dönüşmüştür. Bu hükmü insanların zihinlerinden de, tarihin kayıtlarından da, vicdanlardan da silemeyecekler.

Sayın Cumhurbaşkanım Batı Şeria ve Kudüs’teki İsrail zulmü Gazze’yi aratmıyor. Sizin işgalci yerleşimcileri terörist olarak tanımlanmanız hakkaten büyük yankı uyandırdı. Şimdi bu safhadan sonrasında İslam ülkeleri yöneticileri, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi’nin Filistinlilerin malına mülküne çöken bu yağmacı teröristleri terörist olarak resmi kayıtlara geçirme noktasında iyi bir mesai harcamasını bekliyor musunuz?

İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesinde hatırlarsanız bu işgalci yerleşimciler terörist olarak ilk kere kayıt altına alındı. Şu anda Batılıların savunamadığı tek şey, yerleşimcilerin işledikleri cinayetler. Bu hukuksuzlukları Amerikalılar dahi açıktan eleştiriyorlar. Bu işgalci teröristler için yerleşimci tabirini terk edip işgalci terörist tanımlamasını kullanıp yaygınlaştırarak işe başlayabiliriz. Bu kişilerin gasp ettikleri evler, araziler, iş bölgeleri Filistinlilerin öz mallarıdır. Bunu anlayıp, anlatarak mesafe alabiliriz. Hukuki zeminde yapılacaklar, devletlerin alması ihtiyaç duyulan tutumlar başkadır. Düşünün bir eviniz var, atanız dedeniz o evde yaşamış, senelerce o toprağı işlemiş, üstünde yaşamışsınız sonrasında eli silahlı bu teröristler geliyor ve size “burası artık benim” diyor. Bu zulüm değil de nedir? Öteki taraftan Tevrat’taki on buyruk içinde bir tek “öldürmeyeceksin” emri yok. On emrinden biri de “komşunun malına, mülküne göz dikmeyeceksin!” emridir. Bunların bu şekilde bir derdi yok. Netanyahu devamlı dini söylemlerle soykırımlarını temellendirmeye çalışıyor sadece görüyorsunuz bunların yaptıklarının dini bir dayanağı da yok. Bunlar işgalci, bunlar zalim. Ortada oldukça büyük bir terör vakası var. Bu bir devlet terörüdür. Bu devlet terörü karşısında da suskun duramayız.

Gazze’deki bu vicdan sızlatan durum karşısında, Batıda bilhassa de ABD Birleşik Devletleri’nde gençler, Filistin’de ne oluyor anlayabilmek için Kur’an-ı Kerim okumaya yöneldiler. Bunun videoları toplumsal medyada çokça dolaştı. Meseleyi anlamaya, insani durumu kavramaya çalışırken karşılaştıkları mesajdan oldukça etkileniyorlar. Bununla ilgili duygusal paylaşımlarda da bulundular. İlginç bir insani ve vicdani hareket dünyada karşılık buluyor. Bu durum insanlık vicdanını harekete geçirme yolunda iyi mi bir tesir uyandırabilir?

Ilk olarak bizlerin vazifesi, hakikati en yalın haliyle ve mümkün olduğunca da oldukça sayıda kişiye anlatmaktır. Bundan vazgeçmeyeceğiz, tereddüt etmeyeceğiz. Burada gerek yazılı ve görsel medyamıza büyük iş düşüyor. Hem ülkemizin hem dünyanın büyük bir çoğunluğuna sizinle ulaşabiliriz. Hepimiz de ulusal, internasyonal toplantılarımızda bunu yapıyoruz ve buna devam edeceğiz. Şu gerçeği de bilmemiz lazım; hiçbir vakit bunların bu zalimliklerini gizlemeye güçleri yetmeyecektir. Tüm gerçekler su yüzüne çıkıyor. Gazze’de yaşanmış olan vahşet ve oradaki şehitlerimizin fedakarlığı dünyada yeni bir uyanışa, yeni bir silkinişe Tanrı’ın izniyle vesile olacaktır. Bu vahşet, bu katliam, bu terör ne kadar yayılırsa yayılsın, Gazze’de dökülen tek bir damla kan, akan tek bir damla gözyaşı bile boşa gitmeyecektir. Buna da yürekten inanıyorum. Bu ödenen bedeller Tanrı’ın izniyle lehe dönüşecektir, asla endişeniz olmasın. Bu silkiniş üstad Sezai Karakoç’un bizlere anlattığı o “Diriliş Muştusu”na inanıyorum ki vesile olacaktır. Zira diriliş muştusunun bedeli öyleki kuru kuruya olmuyor. Bakın Filistin davasını merak edenler şimdi İslam’la şerefleniyor. Yeni bir uyanış, yeni bir diriliş. İsrail Filistin’in sesini, nefesini kesmek için fosfor bombaları dahil binlerce bomba atıyor. Sizler tv yayınlarında bu tarz şeyleri yakalıyor, bu fosfor bombalarının iyi mi atıldığını ispatlıyorsunuz. ABD başta olmak suretiyle Batı tüm imkanlarıyla yükleniyor, her türlü desteği veriyor fakat nafile…
Hepimiz de iyi mi olsa hakikat bigün ortaya çıkar diye elimiz kolumuz bağlı duramayız. Yapmamız ihtiyaç duyulan rehavete kapılmadan elimizle, dilimizle bunu anlatmaktır. Bu tür kötülükleri gördüğümüz vakit, elimizle, eğer buna gücümüz yetmiyorsa dilimizle, eğer buna da gücümüz yetmiyorsa, o vakit kalbimizle, gönlümüzle buğzedeceğiz. Bu da imanın en zayıf halidir. Bu tarz şeyleri yapmamız lazım ve oldukça çalışacağız. İsrail, kardeşlerimize yaptıkları karşısında ‘Ben bu işi bitirdim.’ diyemeyecek. Onun için Lahey mühim. Bunun haricinde da attığımız adımlarla bunların nefesini, soluğunu inşallah kestireceğiz. Çaba bizlerden tevfik Tanrı’tan.





Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan asgari ücrete tek zam mesajı - 1



ABD Birleşik Devletleri Gömü Bakanlığı Müsteşarı Brian Nelson’ın Ankara’da temasları oldu. Bu temaslar sonrasında Türkiye’nin Hamas’ı desteklemesinden dolayı endişeli olduklarını belirtmiş. Ziyaretinden ilkin de bir yaptırım beklentisi içinde olduğuna dair haberler çıkmıştı. Oysa ABD Birleşik Devletleri, PKK şeklinde terör örgütlerine senelerdir tabanca, finansman ve siyasal destek elde eden bir ülke. PKK’ya bu şekilde davranırken, Hamas mevzusunda Türkiye’den bu mevzuda beklenti içinde olmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben ABD’ya daha ilk seyahatimde orada Jewish Community ile toplantı yapmıştım. 20 yıl ilkin bana orada Hamas’ı sormuşlardı. Ben de demiştim ki “Hamas bir terör örgütü değildir. Onlar bir tek 1947’den şu ana kadar elde tutabildikleri bir avuç toprakta mücadelelerini sürdüren insanlardır.” Şu anda ben aynı yerdeyim. Hamas’ı, kim ne derse desin, bir terör örgütü olarak asla kabul edemem. Bu şekilde de tasvir edemem. Siz PKK’yı, YPG’yi, FETÖ’yü ödüllendirirken, hatta hatta bu tarz şeyleri Oval Ofis’te ağırlarken, kalkıp da Hamas’ı bu şekilde yorumlamamızı bekleyemezsiniz. Ben bunu ne inancım ne vicdanımla bağdaştırırım. Hamas’ın içindekileri, El Fetih’i, ABD şeklinde değil, oldukça iyi tanıyorum. Hamas, herşeyden ilkin Filistin’in bir gerçeği, orada bir siyasal partidir ve bir siyasal parti olarak seçime girmiş ve kazanmıştır. “Terör örgütü” dediler, balçık attılar, “Tutmasa da iz bırakır.” dediler. Hamas’ı bu şekilde, başta ABD olmak suretiyle, Batı, bu şekilde bir konumlandırmayla devamlı olarak söyledi, konu alıyor. Bunu oldukça iyi bilmemiz lazım. Hepimiz dış politikamızı Ankara’da oluşturur ve bir tek Türkiye’nin menfaatlerine, halkımızın beklentilerine gore dizayn ederiz. Muhataplarımız inanırım ki Türkiye’nin bu tip insani krizlerde ve çatışmalardaki tutarlı ve dengeli dış siyaset adımlarını takdirle karşılamaktadır sadece bu tarz şeyleri bambaşka gerekçelerle yüksek sesle dile getirememektedir. Türkiye’nin atacağı adımlara yönelik ülkelerin kendi çıkarları doğrultusunda beklentilerinin olması doğaldır. Ayakları yere basan, gerçek zeminde düşünüldüğünde bunların gerçekleşme olasılığının ne kadar düşük bulunduğunu anlamak de güç değildir.

Türkiye ve Yunanistan içinde Beşinci Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi toplantısı için 7 Aralık’ta Yunanistan’a bir ziyaretiniz olacak. Atina yönetiminin Türkiye’ye yönelik bazen ihtilafa yol açan tutumları, açıklamaları iki ülke içinde bir süredir kırılmalara niçin olmuştu. Bilhassa Yunanistan’ın tutumu mevzusunda ne düşünüyorsunuz? Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in bir açıklaması oldu son günlerde. ‘Türkiye’yle ortaklık koşul.’ dedi. Miçotakis’in bu açıklaması ne anlama geliyor sizce? Bilhassa Yüksek Düzeyli İşbirliği Konsey toplantısı sonrası iki ülke içinde yeni bir dönem adım atar mı?

Dileğimiz odur ki yeni bir dönem başlamış olsun. Zira daima bir ifadem var “Biz dostları artırmaya, düşmanları azaltmaya çalışıyoruz.” diyorum. Bu tarz şeyleri ikili görüşmemizde de kendisine oldukça açık net, bundan ilkin söylediğim şeklinde gene söylemekte yarar olduğuna inanıyorum. Zira Türkiye’den seslendiğiniz vakit Kos Adası’ndan o ses duyuluyor. Arasındaki mesafe bu kadar yakın, bu kadar geçmişi itibariyle iç içe olan iki ülkenin hala düşmanlığı körükleyen seslerle adım atması doğru değil. Bir öteki taraftan da bizi kızıştıran kim? Bu aşamada baktığımız vakit Başta ABD Birleşik devletleri olmak suretiyle birileri bizi birbirimize düşürmenin gayreti içinde. Parasını ödediğimiz halde bizlere F-16’larımız verilmezken Yunanistan’a hala F-16’ları gönderiyor, mühimmatını gönderiyor. ABD bu şekilde yapıyor diye bizim de herhalde geri çekilecek bir halimiz yok. Yanı başımızdaki komşumuza ziyaretimizi yaparız, oturur konuşuruz. Eğer birbirimizin çıkarlarına zarar verecek tutumlar içine girmiyorsak sorun yok. Yolumuza aynen devam ederiz. Doğal ki görüş ayrılıklarımız var ve çözümü bir çırpıda mümkün olmayan derin meseleler bulunuyor. Fakat derhal çözebileceğimiz ve iş birliği zeminini genişletecek başlıklar da yok değil. Yeni bir dönem başlatır, verilen sözleri meblağ ve dış etkilerden arındırılmış bir düzlemde bu ilişkileri geliştirebilirsek inanırım ki kazançlı çıkarız. Bizim dış siyaset anlayışımız “hep ben kazanayım karşıdaki kaybetsin” değildir. Biz “kazan-kazan” anlayışı ile Atina’ya gideceğiz. Orada yeni devrin ruhuna yakışır kararlar almak için hem ikili ilişkilerimizi hem Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerini ele alacağız.

İYİ Parti Genel Başkanı mahalli seçimlere 81 ilde tek başlarına girebileceklerini söylüyordu. Sadece son dönemdeki gelişmeler ve İYİ Parti Genel Başkanı ile CHP Genel Başkanı arasındaki görüşmeden sonrasında süreç birazcık değişti. İttifaka açık kapı bırakıldı. Genel İdare Kurulu’nda alınacak karar doğrultusunda karar açıklayacaklarını söylediler. Bu süreç sizin aday belirleme takviminizi etkiliyor mu? Bu süreci iyi mi yorumlarsınız?

Biz politikalarımızı muhalefete gore değil, tamamıyla Cumhur İttifakı’nın çerçevesiyle belirliyoruz. Bu mevzularda da ilk olarak önümüzde Büyükşehirler ile ilgili analizler var. Büyükşehirlerle ilgili arkadaşlarımız şu anda yoğun bir çalışmanın içerisindeler. 30 büyükşehirin haricinde da 51 düzgüsel il belediyesi ile ilgili değerlendirmeleri gene Cumhur İttifakı olarak yapacağız. Buradaki değerlendirmelerle beraber de yola çıkacağız. Şu anda seçim işleri başkanlarımız, MHP’den üç arkadaşımız ve Ak Parti Genel Başkan Vekilimiz Efkan Ala ile görüşmeleri yapıyorlar. 6 kişilik komisyon bu emekleri tamamlayıp birkaç gün içinde de bizim üst kurulumuza getirecekler, orda da çalışmalarımızı sürdüreceğiz. CHP ile İYİ Parti yada HEDEP ne yapar? Bizim bunlarla uğraşmak şeklinde bir derdimiz yok. Biz kendi işimize bakacağız. Bizim altılı masa, on altılı masa vesaire şeklinde masalarımız yok. Bir tek Cumhur İttifakımız var. Bu Cumhur İttifakımızı da en uygun şekilde çalıştırmanın gayreti içinde olacağız. Biz yolumuza bakarız. Kimin kiminle görüştüğüne, kimin kimi nerede aday gösterdiğine bakmayız. Karşımıza kim çıkarsa son olarak seçimde olduğu şeklinde milletimizin desteğiyle dersini verir ve kendi iç buhranları ile onları baş başa bırakırız. Tekrardan masa kurma çabaları var ise kurabilirler. Milletimiz aslına bakarsanız masadan kalkanları, sonrasında yine oturanları, birbirlerini hançerleyenleri, Cumhurbaşkanlığına layık gördüklerini kısa süre sonrasında Genel Başkanlık koltuğuna layık görmeyenleri oldukça iyi biliyor. Biz uzun süreden beri bu partilerin ne dediğiyle söylemleri birbirini tutmadığı için ilgilenmiyoruz. Ne yaptıkları da bizi ilgilendirmiyor. Biz millete hakkıyla hizmet etmenin, ülkemizi güçlendirmenin, şehirlerimizi kalkındırmanın derdindeyiz. Biz şehirlerimizi en iyi şekilde yönetecek adaylarımızı oluşturmakla, projelerimize son halini vermekle meşgulüz. Onların atacağı ya da atmayacağı hiçbir adım bizi etkilemez.

Son grup konuşmanızda ‘Tekrardan İstanbul’ sloganıyla İstanbul’a hususi bir ehemmiyet atfettiniz. Şimdi İstanbul’u tekrardan kazanacak aday mevzusunda kafanızda herhangi bir profil şekillendi mi? Kabinenizden herhangi bir feragat söz mevzusu olur mu?

Ne olur ne olmaz, şimdi konuşulmaz. İstanbul’da da, Ankara’da da parti teşkilatımın içinde görevli olan dostlarım çalışmalarını yürütüyorlar. Emekleri belli bir noktaya getirdikten, müracaat süreleri bittikten sonrasında ikimiz de açıklamamızı yaparız. Şu an itibariyle bu tür açıklamayı yapmamız asla doğru olmaz. Bırakalım emek harcamalar devam etsin. Belli bir noktaya gelsin. Açıkladığımız vakit da sorun bitmiştir. Hepiniz aslına bakarsanız bu tarz şeyleri oldukça güzel bir halde öğreneceksiniz. Fakat bizleri utangaç edecek adları Tanrı’ın izniyle biz milletimizin önüne koymayız. Bizim belediyecilik anlayışımız dillerde destandır.

Biliyorsunuz ki toplumsal medyada fenomenler var. Bunların oldukça sayıda takip edenleri var. Bu şekilde şatafatlı bir yaşam yaşıyorlar ve bunu da birazcık görgüsüzce ortaya koyuyorlar. Bu fenomenler kara para aklama, vergi kaçırma şeklinde suçlamalarla karşı karşıya kaldılar. Bazıları tutuklu, yargılanıyorlar. Bu vakayla ilgili sizin görüşünüz nedir? Ek olarak DenizBank’ın bir şube müdürü, mutluluk zinciri dedikleri yöntemle para toplamış bu şekilde bir iş yapmış olduğu ortaya çıkıyor. Aslına bakarsak iki tarafı var efendim bu işin. Bir tarafı doğrusu bu şekilde asla makul olmayan piyasa koşulları açısından verilmesi olanaksız olan bir vaatle para toplayan bir yanda Seçil Erzan var. Bir yanda da bu olanaksız vaade inanan meşhur futbolcular var. Arda var, isim vereyim isterseniz. Emre Belezoğlu var. Bir de bu işin neresinde bulunduğunu kestiremediğimiz fakat irdelemenin da tam göbeğinde olan Fatih Terim var. Bu vakayla ilgili yorumunuz nedir?

GİZLİ FON İDDİASIYLA DOLANDIRICILIK: KONU YARGIDADIR, YARGI GEREKLİ ARAŞTIRMASINI YAPIYOR

Türkiye hukuk devletidir ve kim hukuksuzluk yapıyor ise cezasını çeker. Mevzu yargıdadır ve yargı bununla ilgili lüzumlu araştırmasını yapmaktadır. Yurttaşlarımızın kolay para vaadiyle, kısa zamanda yüksek kar sunan dolandırıcıların türlü tuzaklarına düşmemelidir. Devlet doğal ki bunların izini sürer ve oyunları bozmaktadır. Sadece bu yasadışı fon vaatlerine, yasal olmayan yollarla elde edileceği söylenen karlara karşı halkımız oldukça dikkatli olmalıdır. Bu mevzularla ilgili kararlar inanıyorum ki yargı tarafınca en ideal şekilde verilecektir. Buradan sakınma diye bir şey söz mevzusu değil. Bu vakada adı geçen şüphelilerle ilgili araştırmalar devam ediyor. Futbolcu arkadaşlarla ilgili de aynı şekilde süreç devam ediyor. Bankanın en üst düzey yöneticileri ile ilgili de şu anda tüm soruşturmalar devam ediyor. O şekilde zannediyorum ki kısa zamanda burada da inşallah neticeleri alacağız.

Sayın Cumhurbaşkanım Asgari Ücret Komisyonu 11 Aralık’ta toplanıyor. 6 aylık enflasyon averajından yola çıkarak, bunu alarak asgari tutara yüzde 35 oranında zam yapılacağı ve böylece asgari ücretin de 15 bin 393 liraya geleceği yorumları yapılıyor iktisat çevreleri tarafınca. Ilk olarak asgari ücret ne kadar olur? Buna ek olarak Emek harcama Bakanı Vedat Işıkhan’ın asgari ücretin bir tek bir kez zamlanacağı yönünde bir açıklaması olmuştu. Siz ne dersiniz efendim?

Asgari ücretle ilgili Emek harcama ve Toplumsal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan şu anda çalışmalarını yapıyor. Bu çalışmalarını olgunlaştırdıktan sonrasında nihai tabloyu önümüze koyacak. Zira burada işçi, işveren temsilcileri ile görüşmelerini bitirdikten sonrasında bizlere neticeyi getirecek. Ikimiz de kendisini dinleyeceğiz. Ondan sonrasında en uygun asgari ücret her neyse bunun kararını vereceğiz. Tüm sorun tarafları mağdur etmeden bir neticeye varabilmek.

ASGARİ ÜCRET MESAJI: BİR KEZ VERİLECEK ZAMLA BU İŞ BİTER

Asgari ücret artışı aslına bakarsanız bildiğiniz gibi yıl içinde bir kezdir. Bir kez verilecek zamla bu iş biter. Bunun da sorumlusu birinci derecede Emek harcama Bakanımız Vedat Işıkhan’dır. Biz vatandaşımızı bugüne dek enflasyona ezdirmedik ve ezdirmeyiz. Iktisat yönetimimiz bir taraftan da enflasyonu dizginleyici adımlar attı, bunlar da sürüyor. İşaretler pozitif yönde, yakında enflasyonun kalıcı bir halde dizginleneceğini göreceğiz. Enflasyon sorununu da tarihe karıştıracağız.




NTV’yi toplumsal medyadan takip edin